6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak yaşanan ve Türkiye’nin 11 ilini derinden etkileyen depremler, ülkenin deprem gerçeğini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Yüz binlerce yapının yıkıldığı ve on binlerce insanın hayatını kaybettiği bu büyük felaketin ardından, gözler sadece bilinen fay hatları üzerindeki şehirlere değil, uzun yıllar boyunca “düşük riskli” olarak değerlendirilen kentlere de çevrildi. İç Anadolu’nun önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden Kayseri de bu şehirler arasında yer alıyor. Son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar ve sismik tehlike analizleri, kentin deprem riskinin yeniden ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Kahramanmaraş depremlerinin merkez üssüne yaklaşık 254 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen Kayseri’de oldukça şiddetli hissedilmesi, kentte büyük bir paniğe neden olmuştu. Vatandaşların geceyi sokakta geçirdiği o günlerin ardından, uzmanların yıllardır yaptığı uyarılar tekrar gündeme geldi. Zira bilim insanlarına göre, Kayseri kamuoyunda sanıldığı gibi depremden uzak ve güvenli bir şehir değil.
Kayseri’nin Fay Hatlarıyla Dansı
Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür’ün Kayseri’ye ilişkin yaptığı değerlendirmeler, bölgedeki riskin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Görür, Kayseri’nin Orta Anadolu’nun en önemli aktif fay sistemlerinden biri olan Ecemiş Fayı‘nın “tam kucağında” oturduğunu vurgulamıştı. Görür, “Kayseri Orta Anadolu’nun en büyük fay sistemlerinden biri Ecemiş fayı üzerinde, o fayın tam kucağında oturuyor. Öyle yakınında veya biraz uzakta değil, kucağında oturuyor. Bu fay eninde sonunda bir deprem üretecek. Boyu, posu ve özelliği itibarıyla 7’nin üzerinde bir deprem üretir. Kayseri bir fay düzleminin, sisteminin üzerinde oturuyor. Demek ki Kayseri bir deprem kenti” ifadeleriyle, kentin depremselliğini özetlemişti. Uzmanlar, Kayseri’nin deprem riskinin sadece Ecemiş Fayı ile sınırlı olmadığını, kent ve çevresinde yaklaşık 220 kilometre uzunluğa sahip Tuz Gölü Fay Zonu başta olmak üzere çok sayıda aktif ve ikincil fay sisteminin bulunduğunu belirtiyor.
‘Sakin Bölge’ Algısı Tarihe Karışıyor
Türkiye’nin deprem haritasında İç Anadolu Bölgesi, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fay zonlarına kıyasla uzun yıllar daha düşük riskli olarak değerlendirilmişti. Ancak, son yıllarda Kayseri ve çevresinde meydana gelen orta büyüklükteki depremler, bu “sakin bölge” algısının değişmesine neden oldu. Özellikle Sarıoğlan, Develi ve Kocasinan çevresinde yaşanan sarsıntılar, bölgede aktif fay hareketliliğinin devam ettiğini gösteriyor. Bu hareketliliğin son örneklerinden biri, 17 Ocak 2022‘de Sarıoğlan’da meydana gelen 4.9 büyüklüğündeki deprem olmuş, bu sarsıntı kent genelinde şiddetli hissedilerek vatandaşlarda büyük korkuya yol açmıştı. Bilim insanları, depremlerin yalnızca büyüklüğüyle değil, aynı zamanda yapı stokunun dayanıklılığıyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Nüfusu 1 milyon 400 bini aşan Kayseri’de hızla artan yapılaşma ve sanayi yoğunluğu, deprem riskinin daha dikkatli ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Kayseri’nin Acı Deprem Mirası: MS 240’tan Günümüze
Kayseri’nin deprem geçmişi de bölgenin taşıdığı riski açıkça gözler önüne seriyor. A. Koçyiğit ve O. Erol tarafından hazırlanan ve 2001 yılında Geodinamica Acta dergisinin 14. cildinde yayımlanan bilimsel çalışma, Erciyes Havzası ve çevresinde milattan sonra 240 yılından bu yana çok sayıda yıkıcı deprem meydana geldiğini gösteriyor. Tarihi kayıtlarda özellikle 240, 1205, 1717 ve 1835 yıllarındaki depremler dikkat çekiyor. Şiddetlerinin 8 ile 9 arasında olduğu belirtilen bu depremler, bölgede ciddi can ve mal kayıplarına neden olmuştu. Özellikle 1717 yılında meydana gelen deprem, Kayseri tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak anılıyor. Kaynaklara göre bu depremde binlerce kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda yapı yıkılmış ve Kayseri’deki Ulu Cami‘nin ağır hasar gördüğü kaydedilmişti. Deprem sonrası artçı sarsıntıların yaklaşık 15 gün sürdüğü de belirtiliyor. 1835 yılında Develi çevresinde meydana gelen deprem de bölgede büyük yıkıma yol açmıştı.
Modern Çağın Sarsıntıları ve Geleceğe Yönelik Adımlar
AFAD verilerine göre, Kayseri ve çevresinde modern ölçüm sistemleriyle kaydedilen dikkat çekici depremler bulunuyor. Bunlar arasında 21 Şubat 1940’ta Develi’de yaşanan 5.2 büyüklüğündeki deprem, 31 Ağustos 1960’ta Sarıoğlan’daki 4.7 büyüklüğündeki sarsıntı, 14 Aralık 1998’de Sarıoğlan’da kaydedilen 4.5 ve 4.7 büyüklüğündeki iki deprem, 12 Kasım 2008’de Kocasinan’daki 4.8 büyüklüğündeki deprem, 2 Şubat 2021’de Sarıoğlan’daki 4.6 büyüklüğündeki sarsıntı ve son olarak 17 Ocak 2022’de Sarıoğlan’da meydana gelen 4.9 büyüklüğündeki deprem yer alıyor. Uzmanlar, bu verilerin bölgedeki sismik hareketliliğin devam ettiğini açıkça ortaya koyduğunu ifade ediyor. Mehmet Alpyürür tarafından Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi bünyesinde hazırlanan ‘Kayseri Kenti için Olasılıksal Sismik Tehlikenin Değerlendirilmesi’ başlıklı bilimsel makale de bu tehlikeye işaret eden önemli çalışmalardan biri.
Deprem uzmanları, Kayseri’nin büyük fay hatları üzerindeki şehirler kadar sık deprem yaşamamasının bir rehavet nedeni olmaması gerektiğini önemle vurguluyor. Olası bir büyük depreme karşı kentin hazırlıklı olması için eski yapı stoğunun acilen incelenmesi, deprem yönetmeliğine uygun yapılaşmanın yaygınlaştırılması ve kentsel dönüşüm çalışmalarının hızlandırılması gerekiyor. Kayseri’nin deprem riskine karşı kapsamlı ve sürekli bir hazırlık içinde olması hayati önem taşımaktadır.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.