Anadolu’nun köklü şehirlerinden Kayseri, tarihin ilk dönemlerinden itibaren medeniyetlere ev sahipliği yapmış, stratejik konumu ve kültürel zenginliğiyle her zaman önemini korumuştur. Antik çağlarda Mazaka adıyla bilinen kent, Roma İmparatorluğu döneminde “imparator şehri” anlamına gelen Kaisareia adını almıştır. Türklerin Anadolu’yu fethiyle birlikte Kayseriye ismini taşıyan şehir, Cumhuriyet döneminde günümüzdeki Kayseri adını almıştır. Kentin Türk egemenliğine girişi 1067 yılına, Danışmendliler’den Türkiye Selçuklu Devleti’ne geçişi ise 1169 yılına dayanmaktadır. Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti döneminde altın çağını yaşayan Kayseri, I. Alaeddin Keykubat zamanında Konya ve Sivas ile birlikte devletin üç başkentinden biri, yazlık merkezi olarak kabul görmüştür. Bugün şehirde görülen en değerli ve görkemli eserlerin büyük bir kısmı da bu Selçuklu döneminden kalmadır.
Kayseri’nin Köklü Geçmişi ve Selçuklu İmzası
Kayseri, tarih boyunca kültür, sanat, bilim ve turizm alanlarında Türkiye’nin önde gelen merkezlerinden biri olmuştur. Kadim medeniyetlerin izlerini taşıyan şehir, özellikle Anadolu Selçuklu Devleti‘nin egemenliğinde parlamış, mimari ve kültürel açıdan en ihtişamlı dönemlerini yaşamıştır. Selçuklu sultanlarının şehre verdiği önem, günümüze ulaşan sayısız yapıtta açıkça görülmektedir. Bu eserler, yüzyıllar öncesinin mühendislik ve sanat anlayışını yansıtan birer şaheser olarak Kayseri’nin siluetini süslemeye devam etmektedir.
Hunat Hatun Külliyesi: Bir Kadın Hükümdarın Mirası
Kayseri’deki en göz alıcı Selçuklu yapılarından biri olan Hunat Hatun Külliyesi, dönemin güçlü kadın figürlerinden Mahperi Hatun tarafından inşa ettirilmiştir. II. Keykubad’ın eşi ve II. Keyhüsrev’in annesi olan Mahperi Hatun’un emriyle, 1237-1246 yılları arasında kesme taştan yapılmıştır. Külliye, cami, medrese, türbe ve hamam olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Caminin kuzey, batı ve doğu yönlerinde üç kapısı bulunurken, batıdaki ana kapının sol girişinde Mahperi Hatun’un türbesi yer almaktadır. “Huvand” unvanının Selçuklu saray ailesine özel olması nedeniyle, Mahperi Hatun’un da bu unvanı kullanmasıyla yapı, zamanla Huvane’dan Türkçeleşerek Hunat Cami adını almıştır.
Tıbbın Öncüsü: Gevher Nesibe Darüşşifası ve Selçuklu Uygarlığı Müzesi
Anadolu’nun ilk uygulamalı tıp medresesi olarak bilinen Gevher Nesibe Darüşşifası ve Tıp Medresesi, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe’nin vasiyeti üzerine 1204 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Bu önemli yapı, tıp medresesi (tıbbiye), şifahane (hastane) ve bimarhane (akıl hastaları bölümü) kısımlarından oluşmaktadır. Eski Türklerde ve Selçuklularda akıl hastalarının su ve müzik sesleriyle tedavi edildiği bu merkez, günümüzde Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze, Selçuklu medeniyetinin çeşitli yönlerini ve bimarhane bölümündeki tedavi uygulamalarını canlandırmalarla ziyaretçilere sunmaktadır. Bir dönem Hacettepe ve Erciyes Üniversiteleri’ne bağlı olarak Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan Çifte Medrese (Şifahiye ve Gıyasiye Medresesi) de, 2012’de Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne devredildikten sonra, 21 Şubat 2014 tarihinde Selçuklu Dönemi eserlerini barındıran bir sergiyle Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak halkın ziyaretine açılmıştır.
Bilim ve Sanatın İzleri: Sahabiye Medresesi ve Döner Kümbet
Kayseri şehir merkezinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘nde yer alan Sahabiye Medresesi (Sahibiye Medresesi), Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhusrev döneminde, 1267 yılında Sahib Ali bin Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Medresenin kitabesinde, yapıyı inşa eden kişinin ünlü Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali olduğu belirtilmektedir. Şehirdeki bir diğer dikkat çekici Selçuklu eseri ise Döner Kümbet‘tir. Kitabesinde hakkında detaylı bilgi bulunmayan Şah Cihan Hatun adına inşa edilen bu türbenin yapım yılı, kitabede açıkça belirtilmemiştir. Ancak Fransız mimar Albert Gabriel, “Kayseri Abideleri” adlı eserinde yapıyı Niğde ve Ahlat’taki benzer kümbetlerle karşılaştırarak, inşa tarihinin yaklaşık 1275 yılı olabileceğini öne sürmüştür. Bu eserler, Kayseri’nin zengin tarihini ve Selçuklu medeniyetinin sanatsal ve mimari derinliğini gözler önüne sermektedir.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.